İlk Anayasa

ilk anayasa abd anayasası
ilk anayasa abd anayasası

“İlk anayasa hangisidir?” sorusu, ilk bakışta basit gibi görünse de aslında daha karmaşık bir cevabı var. Çünkü “anayasa” dediğimiz şey zamanla anlam değiştiren bir kelime. Bugün bir metne “anayasa” dememiz için aradığımız şartlar (yazılı olması, devletin kurumlarını sistematik biçimde düzenlemesi, sıradan yasalardan daha üstün ve zor değiştirilebilir olması) 18. yüzyılın sonlarında yerleşmiştir. Bu yüzden bu soruya tek bir cevap vermek yerine, önce “anayasa” derken neyi kastettiğimizi netleştirmek gerekiyor. Sonra da hem dünyadaki hem Osmanlı-Türk tarihindeki “ilk”leri, üzerlerinde dolaşan yanlış bilgileri de düzelterek tek tek ele almak.

Anayasa Kelimesi Nereden Geliyor?

İngilizce “constitution” kelimesi Latince constituere fiilinden geliyor ve “sağlam kurmak, yerleştirmek” anlamındadır. 14. yüzyılda İngilizceye girdiğinde “yasa, kural, edikt” gibi genel bir anlam taşıyordu. Bugünkü yapı da siyasi anlamı olan “bir toplumun yönetildiği temel ilkeler sistemi,” 1730’larda ortaya çıkıyor ve “yazılı bir belgede somutlaşmış temel devlet ilkeleri” olarak ise 1780’lerden itibaren, tam da Amerikan ve Fransız anayasalarıyla birlikte yerleşiyor. Roma hukukunda “constitutio” bambaşka bir anlam taşıyordu. İmparatorun tek başına çıkardığı edikt ve kararnamelerden oluşuyordu.

Yunanca “politeia” (πολιτεία) kelimesi ise kısmen anayasanın antik karşılığı sayılıyor. Britannica gibi kaynaklar politeia’yı “bir kent-devlet içindeki toplumsal ve siyasi ilişkilerin tüm çerçevesi” olarak tanımlayıp bunu rahatça “constitution” ile eşleştiriyor. Klasik filologlar bu eşleştirmeye itiraz ediyor ve onlara göre politeia, herkesi bağlayan yazılı bir hukuk metni değil daha çok bir rejim olarak kabul ediliyor. Bu ayrım önemli, çünkü ilk filozoflar arasında saydığımız Aristoteles’in ünlü Atina Politeiası (Athenaion Politeia, MÖ 4. yüzyıl) eseri de tam olarak bunu anlatıyor. Modern anlamda bir “anayasa metni” değil, Atina’nın yönetim biçiminin tarihsel bir tasviri. Aristoteles ve öğrencileri aslında 158 farklı kent-devletin yönetim biçimini inceleyen bir seri hazırlamıştı. Bunlardan neredeyse tam olarak günümüze ulaşan tek örnek Atina üzerine olanıdır.

Bu girişi neden yaptık? Çünkü aşağıdaki her “ilk anayasa” iddiasını değerlendirirken sorulması gereken asıl soru şu: bu belge, gerçekten bir devletin kurumlarını, iktidarın kaynağını ve sınırlarını sistematik biçimde düzenliyor mu, yoksa sadece belirli bir soruna (borç, ceza, miras) getirilmiş noktasal bir çözüm mü?

Antik Dünyada İlk Anayasal Düzenleme: Solon mu, Drakon mu?

Atina’da, MÖ 621 civarında Drakon‘un kaleme aldığı yasalar, şehrin ilk yazılı yasa kodu kabul edilir fakat bu bir anayasa değil, bir ceza kanunuydu ve üstelik son derece sertti. Neredeyse her suç için ölüm cezası öngörüyordu (“kanla yazıldığı” söylenirdi, “Draconian” kelimesi de buradan gelir). Aristoteles bir yerde Drakon’un da hoplitlere (silahlı yurttaşlara) siyasi katılım tanıyan bir düzen kurduğunu iddia eder ama modern araştırmacılar bu iddiaya kuşkuyla yaklaşıyor.

Asıl dönüm noktası MÖ 594’te, Solon‘un reformlarıyla geliyor. Solon, tüm borçları iptal edip borç köleliğini kaldırdı (seisachtheia, “yükün silkilmesi”), doğuma değil servete dayalı dört sınıftan oluşan bir yurttaşlık sistemi kurdu ve aristokratik Areopagus meclisinin yetkilerini sınırlayan yeni kurumlar oluşturdu ve en alt sınıftaki yurttaşlara bile meclise ve halk mahkemelerine katılma hakkı tanıdı. Britannica bu düzenlemeyi doğrudan “constitution” olarak adlandırıyor, çünkü parça parça değil, kamusal ve özel yaşamın büyük kısmını kapsayan sistematik bir düzenlemeydi.

Fakat “Solon dünyanın ilk anayasasını yazdı” demek de biraz zamansızlık içeriyor. Yukarıda gördüğümüz gibi “anayasa” kelimesinin bugünkü teknik anlamı ancak 18. yüzyıl sonunda oluşuyor. Solon döneminde ne “üstün hukuk” kavramı vardı ne de kanunlar bugünkü anlamda bir “anayasa” statüsüne sahipti. Zamanla değiştirilebilen düzenlemelerdi. Bu yüzden en doğru ifade şu olur: Solon’un düzenlemesi, bugün geriye dönük olarak “ilk anayasal reform” diye adlandırılabilecek en eski örneklerden biri fakat bunu “dünyanın ilk anayasası” diye kesin bir şekilde sunmak, kelimenin kendisinin henüz var olmadığı bir döneme modern bir anlam yüklemek gibi oluyor.

İlk Anayasa Hangi Uygarlığa Aittir? Kiros Silindiri Efsanesi

Kiros Silindiri; MÖ 539, Pers İmparatoru Büyük Kiros’un Babil’i fethinden sonra hazırlattığı çivi yazılı bir silindir. Pek çok Türkçe (ve bazı İngilizce) kaynak bunu “dünyanın ilk anayasası” hatta “ilk insan hakları bildirgesi” olarak tanıtıyor. Bu iddianın kökenine inildiğinde akademik kaynaklar bu konuda oldukça sert bir eleştiride bulunuyor.

British Museum’un Asurolog uzmanı Irving Finkel, konuyla ilgili konuşmasında bunu açıkça reddediyor ve antik dönemde “insan hakları” diye bir kavram yok, silindirin tek derdi düzeni yeniden tesis etmektir. Yani bu silindir aslında standart bir Mezopotamya kraliyet propaganda metni konumunda. Tarihçi Jona Lendering ise işin kaynağına iniyor ve “dünyanın ilk insan hakları bildirgesi” söyleminin, Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin 1971’deki Pers İmparatorluğu’nun 2500. yıl kutlamaları sırasındaki siyasi propagandasından doğduğunu söylüyor ve hatta internette dolaşan, silindire “din özgürlüğü” ifadesi atfeden çeviri metninin sahte olduğunu, orijinalde böyle bir ifade bulunmadığını belirtiyor. Akademisyen Amélie Kuhrt’un 1983’te yayımlanan klasik makalesi de silindiri yeni bir hoşgörü politikasının kanıtı değil, geleneksel Mezopotamya kraliyet söyleminin sıradan bir örneği olduğunu ifade ediyor. Fakat bu hala bitmiş tartışma değil. Türkiye’de bazı akademik kaynaklar (örneğin İnsan Hakları Yıllığı’nda yayımlanan bir makale) konuyu biraz daha ölçülü ele alıyor, ama hiçbir ciddi akademik kaynak silindiri bir “anayasa” olarak nitelendirmiyor sadece tartışılan “insan hakları belgesi” sayılıp sayılmayacağı.

Peki gerçekten “ilk yazılı hukuki düzenleme” neydi? Burada da bir karışıklık var. Hammurabi Kanunları (MÖ yaklaşık 1754) genellikle “ilk yazılı anayasa” diye anılıyor, fakat bu akademik kaynaklara göre yanlış. Hammurabi Kanunları da bir hukuk kodudur (ceza ve medeni hukuk kuralları derlemesi) ve devletin kuruluş yapısını ya da egemenliğin kaynağı ile ilgili detaylar içermez. Ondan daha eski, bilinen en eski yazılı kanun metni ise Ur-Nammu Kanunları‘dır (MÖ yaklaşık 2100-2050, Sümer). Yani dünyadaki ilk yerleşim yerlerini incelediğimiz yazımızda “çivi yazısının kullanıldığı ilk şehir devleti” olarak andığımız Uruk’la aynı coğrafya ve dönemden. O da bir anayasa değil, şart-sonuç formunda tazminat esaslı bir ceza kodudur. Daha da geriye giderseniz Urukagina’nın Reformları‘na (Lagaş, MÖ yaklaşık 2380-2360) rastlarsınız. Bu genelde “bilinen ilk sosyal/hukuki reform metni” sayılırdı, ama güncel Sümeroloji araştırmaları bunun bile tek bir tutarlı reform kanunu olmadığını, farklı yazıt parçalarının bir araya getirilmiş bir yorumu olduğunu gösteriyor. Bu dönemin kil tablet arşivciliği, ilk kütüphanelerin izini sürdüğümüz yazımızda ele aldığımız Nippur ve Uruk’taki erken Sümer tablet koleksiyonlarıyla da doğrudan bağlantılı ve hukuk metinleri de bu arşivlerin bir parçasıydı.

Sonuç olarak: “ilk anayasa hangi uygarlığa aittir” sorusunun en doğru cevabı, hiçbir antik uygarlığın belgesi bugünkü anlamda tam bir “anayasa” formatında değil. Sümer’in yazılı hukuk gelenekleri (Ur-Nammu, sonra Hammurabi) “ilk kanun kodu” ünvanını hak ediyor fakat “ilk anayasa” ünvanını değil ve Kiros Silindiri’nin “anayasa” ya da “insan hakları bildirgesi” olarak kabul edilmesi, çoğunlukla 20. yüzyıl siyasi propagandasından beslenen bir mittir.

Dünyada İlk Yazılı Anayasa Hangisidir?

Modern, ulusal düzeyde, halk egemenliğine dayalı ve tek bir belgede toplanmış ilk anayasa ölçütüne göre cevap ABD Anayasası‘dır (1787’de kabul edildi, 1789’da yürürlüğe girdi). Bunun “ilk” sayılma nedeni dört unsurun bir arada bulunması: tek ve birleşik bir metin olması, halk egemenliği ilkesine (“We the People”) dayanması, ulus-devlet düzeyinde bir kurumsal yapı (yasama-yürütme-yargı ayrımı) kurması ve kesintisiz biçimde yürürlükte kalmış olması. Bu dört unsuru aynı anda taşıyan başka bir 18. yüzyıl ve öncesi belge bulunmuyor.

Ama hala yürürlükte olan en eski yazılı anayasa olarak düşünülürse cevap San Marino Statüleri (1600, Latince) olmaktadır ve ABD’den 187 yıl önce. Burada önemli bir fark var. San Marino Statüleri modern anlamda “tek birleşik anayasa” değil, 13. yüzyıldan beri gelişen örf-adet hukukunun altı kitap halinde 1600’de kodifiye edilmiş halidir. Halk egemenliği ilkesine dayanmıyor, ancak 1974’te eklenen ayrı bir “Vatandaş Hakları Bildirgesi” ile modernize edilmiştir. Yani San Marino “en eski,” ABD ise “ilk modern” iki farklı sorunun ilk farklı cevabı olmuş oluyor.

Avrupa’da ise Polonya-Litvanya 3 Mayıs Anayasası (1791) Avrupa’nın ilk modern yazılı anayasası, dünyanın ise ikincisi olarak bilinmektedir. Bu ikincilik akademik olarak kabul görüyor, fakat tarihçiler bu ikincilik konusuna temkinli yaklaşıyor. Çünkü Korsika Anayasası‘nı (Pasquale Paoli, 1755) “ilk yazılı millet-devlet anayasası” olarak öne süren tarihçiler var. Popüler anlatının aksine, Jean-Jacques Rousseau’nun Korsika için yazdığı anayasa projesi Paoli’nin fiili anayasasından yaklaşık on yıl sonra (1765 civarı) başlamış ve tamamlanamadan kalmış. Yani Rousseau’nun Paoli’yi etkilediği değil, tam tersine Paoli’nin pratiğinin Rousseau’yu esinlendirmiş olması daha muhtemel olarak görülüyor.

Türkçe kaynaklarda çokça görülen başka aday da Medine Vesikası‘dır (622, Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretinden kısa süre sonra farklı toplulukları bir araya getiren belge). Bazı Türkçe akademik kaynaklar (özellikle Muhammed Hamidullah’ın tezine dayanarak) bunu “dünyanın ilk yazılı anayasası” olarak tanıtıyor. Fakat bu iddia akademik literatürde bölünmüş bir kabul görüyor. Britannica belgeyi “constitution” değil “agreement” (anlaşma) olarak tanımlıyor, Türkçe akademik makaleler de belgenin “sözleşme mi, siyasi beyanname mi, anayasa mı” olduğu konusunda üç farklı görüşün bulunduğunu, kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü gibi modern anayasal unsurların metinde net olmadığını belirtiyor. Bu, klasik/erken dönem anayasacılık çerçevesinde önemli ve gerçekten öncü bir belge ama “modern anayasa” tanımına birebir uyduğunu iddia etmek abartılı olur.

İlk Yazısız Anayasa Hangisidir?

Önce bir terim düzeltmesi gerekiyor, akademik kaynaklar “yazısız anayasa” (unwritten constitution) yerine “kodifiye edilmemiş anayasa” (uncodified constitution) terimini tercih ediyor. Çünkü örneğin İngiltere‘nin anayasal düzeninin büyük kısmı aslında yazılıdır. Magna Carta (1215), Habeas Corpus Act (1679), Haklar Bildirgesi/Bill of Rights (1689), Parlamento Yasaları (1911/1949), İnsan Hakları Yasası (1998) gibi pek çok yazılı belgeden oluşuyor. Sadece bunlar tek bir belgede toplanmamış, buna ek olarak yazıya hiç geçirilmemiş “anayasal teamüller” de (örneğin kraliyetin, çoğunluk partisinin liderini başbakan olarak ataması) sisteme dahil. Yani yazılı/yazısız ayrımı biraz yanıltıcı, asıl fark “tek belgede kodifiye edilmiş mi, dağınık mı.”

Peki İngiltere bu konuda gerçekten “ilk” mi? Kesinlikle değil. Çünkü antik Sparta‘nın Lykurgos’a atfedilen “Büyük Retra”sı (Great Rhetra), sözlü olarak aktarılan, MÖ 9-7. yüzyıllar arasında olduğu düşünülen (kaynaklar bu konuda bile anlaşamıyor) bir kurumsal düzendi. Rivayete göre Sparta’da yasaların yazıya geçirilmesi bizzat yasaktı. Ama burada önemli bir nokta var. Lykurgos’un tarihsel bir kişi mi yoksa yarı efsanevi bir figür mü olduğu bilim insanlarınca kesin olarak tespit edilememiştir. Bu yüzden hiçbir akademik kaynak Sparta’yı açıkça “dünyanın ilk anayasası” olarak tanımıyor. Bu, popüler yorumlardan türetilen bir çıkarım, doğrulanmış bir tarihsel gerçek değil.

Burada bir yanlış bilgiyi de düzeltmek gerekiyor. Türkçe popüler kaynaklarda sık geçen “Magna Carta dünyanın ilk yazılı anayasasıdır” iddiası hem yanıltıcı hem de kendi içinde çelişkilidir. Magna Carta zaten yazılı bir belge, “yazısız anayasa” iddiasıyla bir arada anılamaz ve üstelik kendisi kralın yetkilerini sınırlayan bir ferman yada sözleşme (charter), kapsamlı bir yönetim yapısı bulunmuyor. Bu sebepten çoğu akademik kaynak onu anayasa değil “anayasacılığın kökeni/sembolü” olarak tanımlıyor.

Bugün İngiltere dışında kodifiye edilmemiş anayasaya sahip birkaç ülke daha var. Bunların başlıcaları Yeni Zelanda, İsrail, Suudi Arabistan, Kanada gibi ülkeler. Ama bunların hiçbirisi “ilk” olarak tanınmıyor. Hatta İsrail’in kendi kaynakları bile bu konuda İngiltere’yi “en eskilerden biri” diye referans alıyor.

Osmanlı’nın İlk Anayasası: Kanun-i Esasi (1876)

Türk devletlerinin kuruluş tarihini ve “ilk” tartışmalarını ele aldığımız yazımızda olduğu gibi, burada da benzer bir “hangi kritere göre ilk” sorusuyla karşılaşıyoruz. Osmanlı ilk anayasası Kanun-i Esasi, 23 Aralık 1876’da ilan edilmiştir (TBMM’nin kendi sitesinde 24 Aralık da geçiyor, muhtemelen ilan ile resmi yürürlük anı arasındaki bir günlük farktan kaynaklanan küçük bir tutarsızlık var.). Hazırlık sürecini Sadrazam Midhat Paşa yönetti ve komisyonda muhafazakâr kanadı Ahmed Cevdet Paşa, liberal-reformcu Yeni Osmanlılar kanadını ise Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi isimler temsil ediyordu. Belgenin fiilî kaleme alınmasında Midhat Paşa’nın Ermeni asıllı danışmanı Krikor Odian’ın da önemli katkı sağlamıştır.

Kaynak konusunda küçük bir fark var: Türkçe kaynakların çoğu (TBMM dahil) 1831 Belçika Anayasası ile 1875 Fransız anayasal yasalarını temel referans olarak gösteriyor ve nitekim Said Paşa, Fransız anayasalarını Türkçeye çevirmekle görevlendirilmişti. İngilizce akademik kaynaklarda ise (Johann Strauss’un çalışmalarına dayanarak) 1850 Prusya Anayasası’nın etkisi de olduğu belirtiliyor. Yani “sadece Belçika’dan alındı” demek fazla basit olur, birden fazla Avrupa anayasasından esinlenilmiş bir metin söz konusu.

II. Abdülhamid, başlangıçta Midhat Paşa’nın baskısıyla anayasayı kabul etti ama kendi yetkilerini genişleten değişiklikler de yaptırdı. Özellikle zararlı gördüğü kişileri sürgün etme yetkisini tanıyan 113. madde. İlginç ve çoğu zaman atlanan bir ayrıntı ise Midhat Paşa, kendi hazırladığı anayasanın ilanından yalnızca yaklaşık iki ay sonra, Şubat 1877’de sürgüne gönderilmiştir.

Burada sık karıştırılan bir nokta var. I. Meşrutiyet dönemi (23 Aralık 1876 – 14 Şubat 1878), II. Abdülhamid’in Osmanlı-Rus Savaşı’nı gerekçe göstererek meclisi feshetmesiyle fiilen sona erdi ve mutlakiyet geri geldi. Fakat Kanun-i Esasi metni resmen yürürlükten kaldırılmadı, sadece kâğıt üzerinde askıya alınmış oldu ve meclis 30 yılı aşkın süre toplanamadı. 1908’de Jön Türk ile İttihat ve Terakki hareketiyle başlayan II. Meşrutiyet döneminde ise yeni bir anayasa ilan edilmedi. Aynı 1876 anayasası yeniden fiilen yürürlüğe sokuldu ve 1909’da köklü biçimde değiştirildi ve padişahın yetkileri kısıtlanıp meclisin yetkileri genişletildi. Birçok metinde bu sıklıkla “1908’de ikinci bir anayasa ilan edildi” şeklinde yanlış aktarılıyor, doğrusu tek bir anayasanın iki ayrı fiilî yürürlük dönemi yaşamasıdır.

Kanun-i Esasi’den önce, Osmanlı’da anayasal nitelikte sayılabilecek bir öncül belge daha vardı: Sened-i İttifak (1808), Alemdar Mustafa Paşa öncülüğünde II. Mahmud ile taşra ayanları arasında imzalanmış ve padişahın otoritesini ilk kez yazılı biçimde sınırlayan bir belge olmuştur. Ama bu bir “anayasa” sayılmıyor, çünkü toplumun geneline değil sadece elit güç odaklarına hitap ediyordu. Temel hak ve özgürlükler düzenlemiyordu ve Alemdar Paşa’nın aynı yıl öldürülmesinin ardından fiilen hiç uygulanamadı. Yine de “Osmanlı anayasacılığının ilk nüvesi” olarak anılma nedeni, padişah otoritesinin ilk kez karşılıklı yazılı bir taahhütle sınırlandırılmış olmasıdır.

Resmi Dili Türkçe Olan İlk Anayasa Hangisidir?

1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu 20 Ocak 1921’de, Kurtuluş Savaşı sürerken Ankara’daki Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen, 23 maddelik kısa ve sade bir anayasa. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan ediyor ve “Türkiye Devleti” ifadesini resmi bir belgede ilk kez kullanıyor.

Kanun-i Esasi (1876) zaten kendi metninde Türkçeyi açıkça devletin resmi dili ilan ediyordu. 18. maddesi şöyle diyor: “Tebaa-i Osmaniyye’nin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmîsi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.” 57. madde meclis müzakerelerinin Türkçe yürütülmesini şart koşuyor, 68. madde ise milletvekili seçilebilmek için Türkçe bilme koşulu getiriyor. Yani “devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu metninde açıkça tanımlayan ilk anayasa” sorusunun cevabı 1921 değil, 1876 Kanun-i Esasi’dir. 1921 metninde ise resmi dili tanımlayan böyle bir madde hiç yok, o metin doğrudan egemenlik ve idari meselelere odaklanıyor.

1921 anayasasının gerçek “ilk”liği başka bir noktadadır. Bu, Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği ilk anayasa ve saltanatın kaldırılıp Cumhuriyet’in ilan edilmesinden önceki geçiş döneminin temel belgesi. 1924’te, çok daha kapsamlı (105 maddelik) yeni bir anayasa ile değiştirildi. Bu da Cumhuriyet’in ilk anayasası olarak anılıyor. Yani 1921 ile 1924 arasındaki fark bir “ilk” yarışı değil, hangi bağlamda sorduğunuza bağlı iki ayrı “ilk”: TBMM’nin kabul ettiği ilk anayasa (1921) ile Cumhuriyet döneminin ilk anayasası (1924).

Özetle Merak Edilen Soru ve Cevaplar

İlk anayasa hangisidir? Modern/ulusal ilk yazılı anayasa için ABD Anayasası (1787), hâlâ yürürlükte olan en eski yazılı anayasa için San Marino Statüleri (1600) öne çıkıyor.
İlk anayasa hangi uygarlığa aittir? Hiçbir antik uygarlığın belgesi bugünkü anlamda tam bir anayasa değildir. Sümer’in Ur-Nammu ve Hammurabi kanunları birer hukuk dizisidir, anayasa değil. Kiros Silindiri’nin “ilk anayasa/insan hakları bildirgesi” olduğu iddiası büyük ölçüde 20. yüzyıl propagandasından beslenen bir efsanedir.
İlk anayasal belge nedir? En eski adaylar arasında Ur-Nammu Kanunları (MÖ yaklaşık 2100-2050) bilinen en eski yazılı hukuk metni sayılır, fakat bir kanun dizisidir. Devletin kurumsal yapısını düzenleyen bir anayasa değildir.
Dünyada ilk yazılı anayasa hangisidir? Modern yada ulusal ölçütle ABD Anayasası (1787), hâlâ yürürlükte olan en eski yazılı anayasa ölçütüyle ise San Marino Statüleri (1600), Avrupa’da ilk modern anayasa tartışması ise Polonya-Litvanya (1791) ile Korsika Anayasası (1755) arasında sürüyor.
İlk yazısız anayasa hangisidir? En bilinen ve hâlâ yürürlükte olan örnek İngiltere’nin kodifiye edilmemiş anayasa geleneği, antik Sparta’nın sözlü “Büyük Retra”sı daha eski olabilir ama Lykurgos’un tarihselliği belirsiz olduğu için bu iddia kanıtlanamıyor.
Osmanlı’nın ilk anayasası hangisidir? Kanun-i Esasi, 23 Aralık 1876’da, Midhat Paşa liderliğindeki bir komisyon tarafından hazırlanıp ilan edilmiştir.
Resmi dili Türkçe olan ilk anayasa hangisidir? Popüler kanının aksine 1921 değil, 1876 Kanun-i Esasi’dir. 18., 57. ve 68. maddeleriyle Türkçeyi devletin resmi dili olarak açıkça tanımlayan ilk belge budur.
1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu neden önemlidir? Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği ilk anayasadır ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesini ilan eder, fakat resmi dili tanımlayan bir maddesi yoktur.
Cumhuriyet’in ilk anayasası hangisidir? 1924 Anayasası’dır. 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun yerini alan, 105 maddelik çok daha kapsamlı metin.

Kaynaklar